Toprak Bayramı
TZOB Genel Başkanı
Bayraktar:
-“Ülkemizde toplam arazi miktarı 1990-2020 döneminde 27,9 milyon
hektardan 23,1 milyon hektara geriledi. Yani 30 yıllık bir süreçte 4,8 milyon
hektar tarım arazisini kaybettik.
-“Ülkemizde 23,1 milyon
hektar alanın 15,2 milyon hektarı ÇKS’ye kayıtlıdır”
-“Ülkemizde tarım
yapılabildiği halde nadasa bırakılan 3,2 milyon hektar nadas alanı ve 2,9
milyon hektar atıl tarım arazisi ile yaklaşık 6 milyon hektar tarım alanında
üretim yapılmamıştır”
-“Dünyada ve ülkemizde
gıda fiyatlarının hızla arttığı bir dönemde ülkemizin topraklarını boş bırakma
lüksü yoktur”
-“Stratejik
ürünlerimizden buğdayın 2021 yılında ekim alanı 6,7 milyon hektardır. Biz
buğdayın ekim alanına yakın bir alanda ülke olarak üretim yapamıyoruz”
-“Bunu başarabilirsek,
2021 yılında yapılan toplam 8,1 milyon ton buğday ithalatına ihtiyaç duymak bir
yana ihracat yaparak tarımın ülke ekonomisine katkısını artırabiliriz”
-“Buğday üreticisinin
meyve ve sebze üretimine yönelmesi, gelecekte buğday üretimi için en büyük
tehditlerden birini oluşturacaktır”
-“2021 yılı itibariyle
toplam alanı 9 milyon hektara ulaşan 376 adet ova tarımsal sit alanı olarak
belirlenmiş ve koruma altına alınmıştır. Bunu toprağı korumak adına atılmış, önemli
bir adım olarak görüyor ve destekliyoruz”
-“Verimli tarım arazilerini tarım dışı amaçlarla kullanmak, büyük bir
savurganlıktır. Birinci sınıf sulamaya uygun tarım arazilerimizin, imara
açılmasına asla izin vermemeli, bu arazilerin üzerine sanayi tesisleri,
şehirler kurmamalıyız”
-“Bu topraklar evlatlarımıza bırakacağımız en değerli miras olacaktır”
Ankara- 12.06.2022- Türkiye Ziraat
Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin
artması, temel gıda ürünlerinde dünyada söz sahibi olan Rusya ve Ukrayna’da
yaşanan savaş, 2 yıldır süren pandemi süreci, birçok ülkede yaşanan ekonomik
kriz gibi sorunlar dünyada gıdaya ulaşım sürecinde tedirginlik oluşturmaktadır.
Tüm bunların sonucunda gıda krizi veya gıda da kıtlık beklentileri de her geçen
gün daha fazla konuşulur hale gelmiştir. Gıda dediğimizde ise olmazsa olmazımız
topraktır.
Toprak, kimileri için
üzerine onlarca kat bina inşa edilebilir bir arsa, kimileri için bir yerden bir
yere en kısa sürede üzerinde ulaşım sağlanan kara parçası, kimilerine göre de
dededen kalma tapularla zenginliktir. İnsanlığın gıdaya ulaşımını sağlayan
toprak, çiftçilerimiz için ise en değerli varlıktır. Toprak, çiftçilerin
geçimini sağladığı, üzerinde üretimini sürdürdüğü ekmek teknesidir. Elbette
hepsinin ötesinde bu ülkeye gönülden bağlı olan herkesin canından aziz bilip
vatanım dediği toprağımız bizler için daima mukaddestir ve öyle kalacaktır”
dedi.
Bayraktar, Toprak Bayramının 77’inci yılı nedeniyle yaptığı görüntülü basın açıklamasında, “Ülkemizde toprağın üreticilerimiz açısından taşıdığı önem dikkate alınarak ‘Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’ 11 Haziran 1945 yılında kabul edilmiştir. Bu kanunla, toprağı olmayan ya da yetersiz olan çiftçilerin aileleriyle birlikte geçimlerini sağlayacak ve iş güçlerini değerlendirecek ölçüde toprak edinmeleri amaçlanmıştır. Toprağın önemini vurgulamak amacıyla aynı yıl 4760 sayılı ‘Toprak Bayramı Kanunu’ çıkarılmıştır. Bu kanunla birlikte her yıl Topraklandırma Kanunu’nun kabul edildiği 11 Haziran tarihini takip eden ilk pazar günü ‘Toprak Bayramı’ olarak kutlanmaktadır” bilgisini paylaştı.
“30
yıllık bir süreçte 4,8 milyon hektar tarım arazisini kaybettik”
Gıdaya
erişimde toprağın en önemli değer olduğuna dikkat çeken Bayraktar, “Toprağa ve
toprakta üretim yapan çiftçiye yeteri kadar değer verilmemektedir. Ülkemizde
tarım arazileri yıldan yıla azalıyor, kırsalda genç nüfus azalıyor, maliyetler
nedeniyle çiftçi üretmekte isteksiz davranıyor. Sonuç olarak son yıllarda
Toprak Bayramı bayram coşkusu ile kutlanamıyor. Ülkemizde topraklar yeteri kadar korunamıyor” diyerek şöyle
devam etti:
“Topraklarımızın tuzluluk,
çoraklaşma, yanlış kullanım gibi nedenlerle kalitesi bozulmakta ve diğer
taraftan da erozyon, amaç dışı kullanım ile de topraklarımız kaybedilmektedir.
Ayrıca, tarım arazilerimizin küçük, parçalı, dağınık, çok hisseli olması ve
sulama imkânlarının halen yetersizliği ile verimli kullanımı da
sağlanamamaktadır. Nitekim yüzölçümü 78,35 milyon hektar olan Türkiye’nin, uzun
ömürlü bitkilerle beraber toplam arazi miktarı 1990-2020 döneminde 27,9 milyon
hektardan 23,1 milyon hektara geriledi. Yani 30 yıllık bir süreçte 4,8 milyon
hektar tarım arazisini kaybettik.
Ülkemizde en fazla tarım arazisine sahip olan Konya ilinde, son 10 yılda tarım alanları yüzde 10,5 azalmıştır. Aynı dönemde tarım arazilerinin en fazla olduğu illerimizden sırasıyla Şanlıurfa’da yüzde 16,6, Sivas’ta yüzde 17,8, Yozgat’ta yüzde 15,7, Çorum’da yüzde 12,5, Adana’da yüzde 12,4, Mersin’de yüzde 13,1, Kırşehir’de yüzde 17,6, Mardin’de yüzde 12,9, Edirne ilinde yüzde 14,0, Malatya’da yüzde 11,9, Muş’ta yüzde 12,3, Hatay’da yüzde 16,9 ve Kastamonu’da yüzde 13,4 oranında azalma gerçekleşmiştir.”
“Ülkemizde 23,1 milyon
hektar alanın 15,2 milyon hektarı ÇKS’ye kayıtlıdır”
Bayraktar “Ülkemizde 23,1 milyon
hektar alanın 15,2 milyon hektarı ÇKS’ye kayıtlıdır. ÇKS’ye kayıtlı alanda
üretim yapan çiftçiler tarımsal desteklerden faydalanabilmektedir. Bu durumda
ülkemizde 8 milyon hektar tarım arazisi kayıt altına alınamamakta, bu alanların
bir kısmında üretim devam etse de üretici destek alamamaktadır” diyerek
sözlerini şöyle sürdürdü:
“ÇKS’ye kaydolamayan 8 milyon hektar
tarım alanı; intikali yapılamamış, hissedarlar arasındaki sorunlar veya
arazilerin çok küçük olması nedeniyle işlense de ÇKS’ye kaydettirilmeyen, atıl
tarım alanları ve ecrimisil ile işlenen hazine arazilerinden oluşmaktadır. Bu
alanlarda üretim yapan çiftçi yüksek üretim maliyetleri karşısında destek de
alamayınca üretimden vazgeçmek durumunda kalmaktadır.
ÇKS’ye kaydolamayan 8 milyon hektar alanın 2,9 milyon hektarı atıl tarım alanıdır. Bu durumda ülkemizde tarım yapılabildiği halde nadasa bırakılan 3,2 milyon hektar nadas alanı ve 2,9 milyon hektar atıl tarım arazisi ile yaklaşık 6 milyon hektar tarım alanında üretim yapılmamıştır.”
“Dünyada ve ülkemizde
gıda fiyatlarının hızla arttığı bir dönemde ülkemizin topraklarını boş bırakma
lüksü yoktur”
“Dünyada ve ülkemizde gıda fiyatlarının hızla arttığı bir
dönemde ülkemizin topraklarını boş bırakma lüksü yoktur” vurgusu yapan
Bayraktar şunları ifade etti:
“Stratejik ürünlerimizden buğdayın 2021 yılında ekim alanı
6,7 milyon hektardır. Biz buğdayın ekim alanına yakın bir alanda ülke olarak
üretim yapamıyoruz. 6 milyon hektar alanda çiftçiye sanayicinin talep ettiği
kaliteli üretimi yaptırabilmeliyiz. Bunu başarabilirsek, 2021 yılında yapılan
toplam 8,1 milyon ton buğday ithalatına ihtiyaç duymak bir yana ihracat yaparak
tarımın ülke ekonomisine katkısını artırabiliriz. Diğer taraftan üretim
planlamasının yapılamaması, sözde değil, tarafların hakkını koruyan gerçek
anlamda sözleşmeli üretimin yaygınlaştırılamaması, artan üretim maliyetleri,
ürün satış fiyat belirsizliği gibi nedenler çiftçinin dönemsel karar almasına
neden olmaktadır.
Tarımda plansızlık ve kontrolsüzlük üretimin şeklini de
değiştirmektedir. 2002 yılından bu yana ülkemizde işlenen tarla alanı ve uzun
ömürlü bitki alanı toplamda 26,5 milyon hektardan 3,4 milyon hektar azalmayla
23,1 milyon hektara düşmüştür. Toplam tarla bitkisi alanları 23,9 milyon
hektardan 4,3 milyon azalmayla 19,6 milyon hektara gerilemiştir. Buna karşılık
meyve bahçeleri, bağ ve zeytinlik gibi uzun ömürlü bitkilerin toplam alanı ise
2,6 milyon hektardan yaklaşık 900 bin hektarlık artışla 3,5 milyon hektara
ulaşmıştır. Bu durum bize tarla alanlarının meyve bahçesi ve bağ alanına
dönüştüğünü göstermektedir. Ancak bu dönüşüm sadece üreticinin kısa vadeli
anlık kararına bırakılmamalı, Bakanlığımızca ülkemizin tarla bitkilerine olan
ihtiyacı dikkate alınarak belli bir destekleme politikası çerçevesinde gerçekleştirilmelidir.
Örneğin; buğdaydan beklediği geliri elde edemeyen üretici tarlasını, oldukça
yüksek bahçe kurma masrafını göze alarak, o sene fiyatı yüksek olan meyve
bahçesine dönüştürmekte ancak bir süre sonra plansız üretim nedeniyle umduğunu
bulamayabilmektedir.
Buğday üreticisinin meyve ve sebze üretimine yönelmesi, gelecekte buğday üretimi için en büyük tehditlerden birini oluşturacaktır.”
“2021 yılı itibariyle
toplam alanı 9 milyon hektara ulaşan 376 adet ova tarımsal sit alanı olarak
belirlenmiş ve koruma altına alınmıştır. Bunu toprağı korumak adına atılmış,
önemli bir adım olarak görüyor ve destekliyoruz”
Bayraktar, “Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından tarım
arazilerinin korunması ve amaç dışına çıkarılmasının önlenmesi amacıyla
çalışmalar yapılmakta, çeşitli Kanunlar çıkarılmaktadır. Birliğimizin de tarım
arazilerini daha fazla koruyabilecek, parçalanmanın önüne geçecek şekilde
güncellenmesi konusunda destek verdiği 5403 sayılı Toprak Koruma Kanunu bu
konudaki Kanunların başında yer almaktadır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yine Hazine arazilerinde ecrimisil ödeyerek tarım yapan
yüzbinlerce çiftçinin yıllardır bekleyen ve yılan hikayesine dönen sorunuyla
ilgili olarak, Birliğimiz geçmiş yıllarda yoğun çaba göstermiştir. Yapılan
girişimler sonucu 2018 yılında ecrimisil sorunu, dönemin Başbakanı’nın
talimatıyla 4706 sayılı Kanuna eklenen ek madde ile yeniden düzenlenmiş ve
hazine arazileri bu tarihten itibaren daha kolay kiralanarak, işlenebilir hale
gelmiştir.
Sağlanan bu kolaylık ile Milli Emlak Genel Müdürlüğü
verilerine göre, 2018 yılından bu yana 79 ilde 54 bin 643 çiftçimize toplam
59,6 bin hektar hazineye ait tarım arazileri arpa, buğday, yulaf, mısır,
çeltik, ayçiçeği, narenciye bahçeleri, zeytinlik vb. amaçlarla kullanılmak
üzere kiraya verilmiştir. 2021 yılsonu itibariyle halen hazine mülkiyetinde 114
bin hektar bağ-bahçe alanı ve 1,9 milyon hektar tarla alanı olmak üzere toplam
2 milyon hektar tarım alanı bulunmaktadır. Hazineye ait bu alanlarda tarım
yapan çiftçilere arazilerin satışının veya uygun koşullarda kiralamanın
yapılabilmesi için yeni bir düzenleme yapılarak başvuru tarihleri uzatılmıştır.
Yine 5403 Sayılı Toprak koruma ve Arazi Kullanım Kanunun
14. Maddesi ile 2021 yılı itibariyle toplam alanı 9 milyon hektara ulaşan 376
adet ova tarımsal sit alanı olarak belirlenmiş ve koruma altına alınmıştır.
Bunu toprağı korumak adına atılmış, önemli bir adım olarak görüyor ve
destekliyoruz.
Buna rağmen çıkarılan Kanunlar yapılan çalışmalar yeterli olmamakta, tarım arazilerindeki tehditler devam etmektedir.”
“Verimli tarım
arazilerini tarım dışı amaçlarla kullanmak, büyük bir savurganlıktır. Birinci
sınıf sulamaya uygun tarım arazilerimizin, imara açılmasına asla izin
vermemeli, bu arazilerin üzerine sanayi tesisleri, şehirler kurmamalıyız”
Bayraktar, “Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)
ile Dünya Gıda Programının (WFP) birlikte yaptığı yazılı açıklama ile açlığın
ülkelerin istikrarını tehdit etmesinden dolayı yaşanabilecek geniş çaplı gıda
krizlerine karşı uyarı yapılmıştır. Bu
yönde açıklamalar sık sık yapılır hale gelmiştir” diyerek sözlerini şöyle
sürdürdü:
“Dünyada gıda krizi beklenirken, önümüzdeki yıllarda
yaşanabilecekler bugünden öngörülmektedir. Topraklarımızı kaybetmeye devam
edersek, üretimde yeterlilik sağlayamazsak, dünyadan ürün bulma imkanımız
azalacaktır. Artık bir karış dahi kaybedecek toprağımızın olmadığı ortadadır.
Gıda güvencesi için toprağın olmazsa olmaz olduğu bilincini bütün toplumda aynı
düzeyde oluşturmak ve bundan sonra da bu bilinçle topraklarımıza sahip çıkmak
zorundayız.
Topraklarımızı koruyabilir, üretim yapabilecek çiftçiyi
tarlada tutabilirsek, bu krizlerden çok daha az etkileneceğimiz ortadadır.
Ülkemizde her yıl binlerce dekar verimli birinci ve ikinci sınıf tarım arazisi,
konut, sanayi ve turizm yapılaşmaları, karayolu yapımı nedeniyle elden çıkıyor.
Karayollarını ve şehirlerin gelişimini projelendirirken, verimli tarım arazileri yerine tarıma elverişli olmayan, daha verimsiz arazilerin kullanılmasına özen gösterilmelidir. Alternatif marjinal tarım arazileri mevcutken, verimli tarım arazilerini tarım dışı amaçlarla kullanmak, büyük bir savurganlıktır. Birinci sınıf sulamaya uygun tarım arazilerimizin, imara açılmasına asla izin vermemeli, bu arazilerin üzerine sanayi tesisleri, şehirler kurmamalıyız. Turizm, madencilik ve ulaştırma için verimli tarım arazilerimizi kullanmamalı, meyve ağaçlarını, zeytinlikleri kesip yazlıklar inşa etmemeliyiz. Büyükşehir belediyeleri, tarıma kaynak ayırmalıdır. Valilikler ve büyükşehir belediyeleri, verimli tarım arazilerinin korunması konusunda çok hassas hareket etmeli, meraların tespit, tahdit, tahsis ve ıslah çalışmaları hızla tamamlanmalı, meraların amaç dışı kullanımı önlenmelidir.”
“Bu topraklar
evlatlarımıza bırakacağımız en değerli miras olacaktır”
Toprak Koruma Kurullarının verimli arazileri korumak için
etkin bir şekilde çalıştırılmasını ifade eden Bayraktar şunları söyledi:
“Toprak koruma kurullarına gelen arazilere artık
vazgeçilemez gözüyle bakılmalı, imzalar atılırken gelecek nesillerin bizlere emaneti
olan toprakları kolayca gözden çıkarmamalıyız. Çiftçinin tek meslek örgütü olan
Ziraat Odaları temsilcilerinin bu kurullarda görev yapması bir zorunluluk
olmalı ve bu husus, valilerin takdirine bırakılmamalıdır. Gıda krizinin yakıcı
etkilerini her geçen gün daha fazla yaşadığımız bu günlerde sit alanı
kapsamında koruma altına alınmayan hiçbir ovamızın kalmamasını istiyoruz.
Geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklarımıza da toprağın
önemi çok iyi anlatılmalı, toprak sevgisi, çevre koruma bilinci ilköğretim
müfredatına alınmalıdır. Geleceğin gıda güvencesinin sağlanması için toprağın
korunmasının önemi, ‘toprağı tanımanın yaşamı tanımak’ olduğu çocuklarımıza
öğretilmelidir.
Çiftçilik dünyanın en zor mesleklerinden biridir. Dünyanın
her yerinde çiftçiyi tarlada tutma mücadelesi verilmektedir. Bizler de
çiftçilerimizin yaptığı işin önemi konusunda toplumsal bilinç yaratmak
zorundayız.
Bu topraklar evlatlarımıza bırakacağımız en değerli miras
olacaktır. Toprağımızın kıymetinin herkesçe çok iyi bilindiği, toprağı
yönetenlerden kullanana kadar her kesimin ona saygı duyarak hareket edeceği
günler temennisiyle Toprak Bayramınızı kutluyorum.”